Çarşamba, Ağustos 18, 2010

dünya küçük vesselam

sevgili günlük,


bir süredir yaşadığım tesadüfler hep aklıma "dünyanın ne kadar küçük" olduğunu getiriyor. elvankent'ten kızılay'a bisikletle geldiğim geçen cuma (13 ağustos) gününden beridir de bisikletin daha da küçülttüğünü düşündüm.


cuma akşam ivedik'e an'aneme dönerken tam metro istasyonun orada ters yönden giyimi kuşamı kaskı tam, yaşlıca bir amca geliyor idi. böyle zamanında vosvosçuların karşılaşınca selamlaştığı falan bir dönem vardı hani. veya ne bileyim, hala böyle kel alaka yerde aynı şehirden plakalı arabalar karşılaşınca bir selamlaşır. istem dışı olarak öyle bir selamlaştık amcayla. tanışmayız etmeyiz, ama bisikletliyiz. bi' değişik geldi. bütün bu anlattığım mesele bu yazıyı yazdığımdan daha kısa sürede oldu zaten. karşıdan geldi, selamlaştık yanımdan geçti. o benim yanımdan geçince ben de onun yanından geçmiş sayıldım tabii.


neyse, dün de sevgili dobidik burcu'yla bisikletini yaptıralım da iki tur binelim dedik. çok fena bisiklet gazı yayıyorum etrafıma. öyle böyle değil. kocag.tüme rağmen elvankent'ten gelebildiğimi duyan herkesi bir inanç kaplıyor ki sorma gitsin. bisikleti olanı, almayı düşününeni, almayı aklına soktuklarım (böyle deyince de küfür eder gibi oldu ama kusura bakmasınlar) falan... sonra eskiden bisiklete binen ama artık içi geçmiş olanları rehabilite etmeye de yarıyor bu gaz. meğer çevremde ne çok bisiklet seven insan varmış da ben farkında değilmişim! ki yani en sık görüştüğüm, en yakınımdaki insanlar. öyle arayıp cımbızla seçmiş de değilim.


bu arada benim elvankent'ten gelişim de yine bir gaz üstüne oldu. zaten bizim merhum grubun basçısı bilgehan bisikletçi bir insan, hayranlıkla seyrediyor idim. derken çalıştığım yere ara ara gelip giden doğu türkistanlı bir genç var, o da elmadağ'dan çıkıp kızılay'a bisikletle falan geliyor. geçen gün yine geldi, polonya'da gittiği kampta bulduğu bir bisikletle 150 km yol alıp almanya'ya geçmiş, onu falan anlattı. dibim düştü! bu olay geçen perşembe gerçekleşiyor işte. o günün akşamı gittim bisikletçiye, dedim "insanlık için az benim için çok yol katedicem, elvankent'ten kızılay'a gidicem, bana ne lazım?". hemen bir kask bir eldiven aldım, suluğum zaten var. heyecanla gittim eve, normalde kalktığımdan 2 saat erken kalkmam gerekmesine rağmen gece uyuyamadım, hepten sersem gibi kalktım sabah. çıktım yola, tahmin ettiğimden çok daha rahat oldu. 30 km yolu 2 saatte aldım. eskişehir yolu yerine çok daha az yokuşlu ve düz olan istanbul yolu'nu tercih ettim. 1 embesil kamyoncu dışında herhangi bir sıkıntı yaşamadım. ha, bir de sağa dönüş/bağlantı yolu olan yerlerde düz devam etme kısmı sıkıntı oldu. neyse, sonuçta geldim.


baktım aslında düşündüğüm kadar zor değilmiş, "lan dedim bu ivedik'ten kızılay'a sık sık yapılır ki?" ve geldim, iki gündür bisikletle buralardayım. 3. günümde resmen ciğerlerimin kolumun bacağımın biraz açıldığını hissediyorum.


bu esnada, o kadar mesafeden sonra kısa yollar kesmiyor gibi hissediyor insan artık. bu gazla, benim de çok fena bisiklet alasım geldi çevremdeki insanların yanında. çok güzel yol bisikletine çalan, uzun yolu rahat rahat kaldıracak hibrit bisikletler kestirdim gözüme. ama 1000 lira civarı olduğu için biraz daha düşünmem gerekiyor.


sonra düşündüm de, gerçekten bisiklet sürüşünden alacağım keyfi çok fark ettirecekse, neden olmasın? yani evet, karda kışta yağmurda çamurda şehir içinde çok çileli olur, dolayısıyla yılın yarısı pek binememem anlamına gelir ama yine de kalan yarısı için değer ya... yani daha az enerjiyle daha fazla yol, daha fazla keyif, daha fazla sürme isteği, gidilebilecek yerler açısından daha fazla alternatif vs. ha, bir yandan da sonbahar geldi zaten diyorum. bu iş yine bir anlık gaza ve göz kararmasına bakacak ya, hadi bakalım...


neyse, ne diyorduk? burcu'nun bisikleti yaptırmak için sözlük'ten birinin de önerdiği, anıttepe'de bir bisikletçiye gittik. hava falan basılıyor. yavrucağın giriş cümlesi "merhaba, tekerlerin havasıyla ilgili bir sorun var." idi. garibim o kadar uzak ki, böyle sofistike cümlelerle ayrıntılı biçimde ifade etme ihtiyacı hissediyor. adam havayı basıp şöyle bir kontrolden geçirirken, bir baktım kasklı bir amca geldi bisikletle, selamlaştık. sima tanıdık, ama ilk an çıkaramadım. sonra böyle kareler kareler... bi' an ivedik'e döndüm, bir daha baktım, tekrar döndüm. sonra dedim "ivedik tarafına gidiyor musunuz hiç bisikletle?" diye, "ivedik neresi oluyor?" dedi. aha dedim, her gördüğün kasklıyı o amca sanma. sonra "yenimahalle tarafı böyle, metro istasyonu falan" dedim. "haa" dedi, "normalde gitmiyorum o tarafa ama birkaç gün önce fotoğraf çekmeye gitmiştim, oradan dönüyordum. ben de hatırladım şimdi, ters yönden geliyordum hatta, tam o köprünün orada. ama o günkü bisiklet bu değildi, bunu da vermeyi düşünüyorum birine ama verecek kimseyi bulamadım". "hah!" dedim, "evet." böyle bir şaşkınlıkla sevindim anlamsızca (neden, gerçekten bilmiyorum). sonra işte yine bir 'dünya küçük' hissine büründüm. bisikleti bana ver, bi' sürü bisiklet isteyen insan var çevremde de diyemedim nedense.


işte böyle.. anlatacağım şu hikayenin arasına bir sürü bisiklet şeysi de sıkıştırdım bu vesileyle.


bi' ara da "perşembe akşamı bisikletçileri"yle de bisikletesim var.


son olarak da, vapur ve motorda ücretsizken, ido'nun deniz otobüslerinde 3 tl alınıyor imiş bisiklet için. bunun kaldırılmasını talep eden bir kampanya var pedalsesi'nde, ilgilenenler bakabilir;
http://www.pedalsesi.com/idoya/

Hiç yorum yok: